Umut AramaKurtarma Eğitim ve Yardım Derneği

İSTANBULA 6.0 BÜYÜKLÜK BİLE KORKUTTU

İstanbul’daki depremin ardından Kandilli Rasathanesi’nden açıklama yapıldı. Prof. Dr. Haluk Özener açıklamasında "Depremin kaç büyüklüğünde olacağı ve ne zaman olacağı veya olmayacağı konusu halk önünde tartışılmamalı. Enerji birikiyor ve çıkacak. Bir sona doğru yaklaşıyoruz ama ne zaman olacağını bilmemiz mümkün değil. Şu saatte olacak şu gün olacak gibi konuları vatandaşlarımız gündeminden çıkarıp deprem bilincinde yaşaması gerekiyor. Git gide o sona yaklaştığımızı söyleyebilirim ama zaman vermemiz mümkün değil" ifadelerini kullandı.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, "Anadolu plakası ortalama her sene 2,5 santimetre batıya doğru kayıyor. Burada bir enerji birikiyor ve bu enerji bir gün dışarı çıkacak. Ne zaman olacağını maalesef bilmiyoruz. Ama olacağını ve gitgide de o sona yaklaştığımızı söyleyebilirim. Ama zaman vermemiz mümkün değil." dedi.     

Özener, Kandilli Rasathanesi'nde düzenlediği basın toplantısında, dün 13.59'da Silivri'nin güneyinde yaklaşık 20-25 kilometre açığında 5,7 büyüklüğünde, yaklaşık 13 kilometre derinlikte, 24 Eylül'de de 4,7'lik deprem meydana geldiğini hatırlattı.     

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün 1895'ten bu yana deprem gözlemleri yaptığına işaret eden Özener, son 30 yılda Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi içinde 3,5 ile 4 büyüklüğü arasında 253, 4 ile 4,5 büyüklüğü arasında 100 deprem kaydedildiğini aktardı.     

Özener, depremlerin daha çok doğuda ve batı segmentleri üzerinde olduğunun, orta segmentte görece daha az deprem meydana geldiğinin görüldüğünü dile getirerek, şöyle devam etti:     

 
 
 

"Son 38 yıldaki 4,5'tan büyük depremlerin sadece bu segmentin doğusunda ve batısında olduğu dikkatimizi çekiyor. Orta segment üzerinde deprem pek göremiyoruz. Son 4 günde olan depremlerin de bu orta segmentin yakınında, hemen üstünde, kuzeyinde olduğunu, kimi depremlerin de artçıların da ana segmente yaklaştığını görüyoruz. Bu fay hattı, orta segment, 1766 depreminin olduğu fay, 1766'da kırılan fay. Son 4 günlük deprem aktivitelerine baktığımızda, 200'ün üzerinde deprem kaydettik. Bu da saatler, dakikalar geçtikten sonra sürekli artıyor. 5,7 ve onun artçısı olan 4,7 depremlerinin olduğu yer ana fayın yaklaşık 6-7 kilometre kuzeyinde olan depremler. Bundan sonra olan bazı depremlere, artçı şoklara baktığımız zaman bu şokların güneye doğru, doğuya doğru ilerlediğini ve 4,4'lük şokun da ana fayın üstünde olduğunu görebiliyoruz. Kandilli olarak burada yapmamız gereken ve senelerdir yaptığımız şey, bu artçı şokları, olan depremleri sürekli izlemek ve gelişimlerini takip etmek.     

Birinci 4,7'lik deprem, 24 Eylül'deki depremin tam lokasyonunu verir ve kırdığı yerden bahsedersek, bunu bir tarihi fay olarak tanımlayabiliriz. Dün olan 5,7 büyüklüğündeki depremin de yine tarihi fayın üzerinde olduğunu görebiliyoruz. Daha sonraki artçılara baktığımızda 26 Eylül'de olan 4,4'lük depremin ana fayın hemen üzerinde olduğunu görüyoruz, bir sonraki 4,3'lük deprem de bu ikisinin arasında. Dolayısıyla bizim son 4 günlük deprem-zaman-büyüklük ilişkisine baktığımız zaman 4,7'lik deprem fayın kuzeyinde olan bir deprem. Ardından büyüklükleri 4,7'den 2'ye kadar artçıları izlememiz mümkün. Daha sonra dün olan deprem 5,7, bu da yine kuzeyde olan bir deprem. Ondan sonra olan 2 tane artçısı var, bir tanesi ana fayda, diğeri de yine kuzeyde olan bir deprem."     

Özener, "7 gün 24 saat 3 vardiya olarak görev yapan Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, tüm Türkiye'de olan deprem aktivitesini, sismik aktiviteyi izliyor ve bu depremlerin ne tarafa doğru hareket ettiğini de takip ediyor. Herhangi ekstra bir durum olduğu zaman, örneğin ana faya yaklaşması depremlerin bizde belki başka kuşkular da oluşturabilir. Dolayısıyla depremlerin ana faya sirayet edip etmediğini çok net olarak gözlemlememiz gerekiyor." dedi.     

 
 
 

"DEPREM GERÇEĞİNİ HER ZAMAN AKLIMIZIN BİR KÖŞESİNDE TUTMAMIZ LAZIM"     

Prof. Dr. Haluk Özener, 450 gözlem istasyonları olduğunu, sismoloji gözleminin yanı sıra derin kuyu, jeodezik, uydu aracılığıyla GPS gözlemleri yapıldığını belirterek, "Marmara'yı, deniz tabanının bin 200 metre derinliğine yerleştirdiğimiz deniz tabanı sismik istasyonlarıyla gözlemliyoruz. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, 7 gün 24 saat gözlem yapan, son teknolojik imkanları kullanan, yetişmiş hem uzman personeliyle hem öğretim üyeleriyle eğitim, araştırma, uygulamanın aynı anda yapıldığı Türkiye'deki –büyük bir gururla söylüyorum-  nadir, hatta tek olacak bir kurumdur." diye konuştu.     

Bilim insanlarının çok net olarak sismik aktiviteyi ve deprem öncüllerini takip ettiğini, yerin fiziğini anlamaya çalıştığını dile getiren Özener, "Yaşadığımız ülkedeki deprem gerçeğini her zaman aklımızın bir köşesinde tutmamız lazım. Bunun için de herkesin alabileceği önlem var. Bunlar içinde 1999 Kocaeli Depremi'nden sonra bir projeyle başlatılan, Afete Hazırlık Eğitim Birimimiz var. Orada da temel afet eğitimi ve yapısal olmayan tehlikelerin azaltılması yönünde eğitimler veriliyor ve bu eğitimler ücretsiz olarak veriliyor. Deprem, tsunami, korunma konularında her türlü materyale web sayfalarımızdan ulaşılabilir." ifadelerini kullandı.     

Özener, depremleri, deprem aktivitelerinin nereye doğru kaydığını ve bunların ne ifade ettiğini yakından takip ettiklerinin altını çizdi.     

 
 
 

"HER ZAMAN DEPREM OLACAKMIŞ GİBİ YAŞAMALIYIZ"     

Prof. Dr. Haluk Özener, depremle ilgili çıkan spekülasyonlara ilişkin soru üzerine, Türkiye'nin deprem ülkesi olduğunun kabul edilmesi ancak kişilerin psikolojini de bozmaması gerektiğini belirterek, bilim insanlarının depremin nerede olacağını ve yaklaşık olarak büyüklüğünü de bilebildiğini, ancak zamanı konusunda bir şey söylemenin mümkün olmadığını kaydetti.     

Birçok bilim insanının 1999 depreminden sonra bir sonraki depremin Marmara Denizi'nde gerçekleşeceği konusunda hemfikir olduğunu dile getiren Özener, şunları söyledi:     

"Depremle ilgili tartışmalarının kamuoyu önünde yapılmasını hatalı ve yanlış buluyorum. Depremin kaç büyüklüğünde olacağı, ne zaman olacağı veya olmayacağı konularının halk önünde tartışılmaması gerektiğine inanıyorum. Vatandaş şunu bilecek; Marmara Denizi'nde tarihsel depremler var. 1509-1766 depremleri var. Ülkemiz dinamik. Bunu uydu teknolojisiyle, GPS ile takip ediyoruz. Anadolu plakası ortalama her sene 2,5 santimetre batıya doğru kayıyor. Burada bir enerji birikiyor ve bu enerji bir gün dışarı çıkacak. Ne zaman çıkacağını bilmiyoruz ama bir sona doğru yaklaşıyoruz. Ama bu sonun ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Dolayısıyla her zaman bugün deprem olacakmış gibi hazır olmamız lazım. Bu hazırlık konusunda herkesin üstüne düşen görevler var. Bilim insanları çok çalışıyorlar. Vatandaşlar kendi üzerilerine düşen önlemleri almak durumundalar. Burada en büyük görev karar vericilere düşüyor. Alınan önlemler var. Bu önlemlerin daha da artırılarak, kentsel dönüşüm çalışmalarının özellikle bir an önce tamamlanması lazım. Vatandaşımızın da 'Şu gün, şu saatte olacak' gibi konuları aslında gündemlerinden çıkartıp ama deprem gerçeğini bilerek yaşamalı daha faydalı. Aksi takdirde psikolojimiz çok çabuk bozulabiliyor. Ne zaman olacağını maalesef bilmiyoruz. Ama olacağını ve gitgide de o sona yaklaştığımızı söyleyebilirim. Ama zaman vermemiz mümkün değil."     

"ARANDIĞINDA KAYNAK DA BULUNUYOR"     

Özener, Marmara'da olacak bir veya birkaç depremin büyüklüğünün 7'nin üzerinde olacağının bilimsel olarak açıklandığını ifade ederek, "5,7'lik deprem oldu, artık Marmara'da bir tehlike yok, her şey geçmiştir" demenin gerçekçi olmadığını vurguladı.     

Haluk Özener, "Keşke o kadar kolay olsa. Keşke zamanını, dakikasını bilsek de 150 yıllık bir kuruma gerek kalmasa. 7 gün 24 saat görev yapan arkadaşlarımız var. aynı anda 8 kişi sabahlara kadar nöbet tutuyor. Onlara gerek kalmayacak ama maalesef öyle bir şey değil deprem bilimi. 7 gün 24 saat gözlem yapmanız, emek sarfetmenize gerçek verilerle konuşmanız lazım." diye konuştu.     

Bilimsel çalışmalara kaynak konusuna ilişkin olarak da Özener, Türkiye'de araştırmaya yeteri kadar kaynak bulunabildiğini, eğer çok iyi proje ve kurumsal olarak olarak yaklaşılıyorsa her zaman destek sağlanabildiğini söyledi.     

"SAĞLIKLI BİLGİLER GELDİKÇE VERİLERİ GÜNCELLİYORUZ"     

Prof. Dr. Özener, 15 sene önce Marmara'da deniz tabanında gözlem evi kurduklarını, bunu işletmenin çok kolay olmadığını, ancak şu anda denizin içinde 15 deniz tabanı gözlem istasyonunun 7 gün 24 saat veri topladığını ifade ederek, Türkiye'de ve kendi enstitülerinde de bilgi birikimi ve verilerin olduğunu, arandığında kaynağın da bulunduğunu kaydetti.     

Bu arada toplantı sırasında da deprem meydana geldi. Toplantının sonunda da deprem olması üzerine Özener, "Gördüğünüz gibi durmuyor. Başladığımızda yaklaşık 200 deprem olmuştu. Duyulan ses deprem uyarısı. Sistem sesi aldıktan sonda otomatikman çözüm yapıyor, sonrasında da arkadaşlarımız daha sağlıklı çözüyor. İnternet sitemizde ilk değerden sonra yer alan revize değerler var. Gerçek bilgiler geldikten sonra diğer istasyonlara da deprem dalgası ulaştıktan sonra daha hassas çözümler oluyor. Büyüklüğün sonradan değiştirilmesi gibi bir şey yok. Sağlıklı bilgiler geldikçe kendimizi güncelliyoruz." değerlendirmesini yaptı.